Muğla, şu sıralar belediyelerini ve düzenleme adı altında yaptıkları işleri konuşuyor.
Düşünenin, konuşanın, yazanın kıymetinin kalmadığı bir çağda şehir için, şehrin dokusu için, kültürel mirası için birilerinin kafa yorması, konuşması, yazması ne büyük bir nimet aslında yöneticiler için ama o duyarlılığı bulabilmek de çok kolay değil.
Hiç iş yapmasan suç. Bir iş yapmaya kalksan dokuz türlü kusur, eksiklik derken iki derede bir arada kalmak kolaylığı yerine zaten sayıları gittikçe azalan o nimet dediğimiz düşünen, konuşan, yazanlara az biraz kulak vermek sanıldığı gibi çok zor olmasa gerek.
Yağcılar Hanı önünde duran koca çınar, yanlış bakım, gövdesine kadar sürekli ıslak toprak sonucu daha uzun yıllar yaşayabilecek iken bir sabah sessiz sedasız, kimseler yokken kimselere zararı olmadan yıkılıp gideli daha çok olmadı ancak yerine dikilen ağaç maalesef ne kadar daha pahalı, daha özenli dikilmiş olsa da eskinin yerini almıyor, alamıyor gördük.
Gidenin yeri dolmuyor, geçmiş hatalardan ders almıyor ve giden gittiği ile kalıyor. Bu yüzden gerek Kışla Parkı gerek Yeşil Beyaz’ın orada da farklı şeyler görmüyoruz, göremeyeceğiz sanıyorum.
Bu tantana arasında ben de bir mezar ve bir nar ağacının peşine düştüm. Kaybolan onca mezar ve yok edilen onca ağacın içinden bir nar ağacının peşine. Evliya Çelebi’nin, Muğla’nın en güzel ve en aydınlık dediği Kurşunlu Camisinin minber tarafındaki penceresinin hemen önünde uzun yıllarca duran ama sonra devlet gücü kullanılarak yok edilmiş mezar ve nar ağacı.
1937 yılına kadar ayakta kalmış, neler görmüş, neler yaşamışlar, nelere tanık olmuşlardı kim bilir? Şimdi birinden biri bile yerinde durmuş olsaydı, en azından caminin yapılışına dair bizi içine düştüğümüz yanlıştan korumazlar mıydı sanıyorsunuz?
Dünyaca meşhur internet ansiklopedisi dahil internetteki pek çok tarih, gezi ve turizm sitelerinde caminin Menteşe Beylerinden Esseyid Şucaettin Bey zamanında yapıldığı bilgisi yer alıyor. Halbuki az bir dikkatle baktığınızda caminin yapım yılının 1493 olduğunu ve Menteşe Beyliği’nin de o tarihten 69 yıl önce tamamen tarih sahnesinden çekilerek Osmanlı’ya katıldığını görebilirsiniz. 1493 yılından çok önceleri tarih sahnesinden çekilen Menteşe Beyliğinden birilerinin yine de bu camiyi yaptırma ihtimali var mıdır diye sorarsanız da kısaca şöyle bir cevabımız olur olmasına ama dediğim gibi o mezar ve nar ağacı bugün yerinde durabilselerdi bugün ne biz böyle bir cevaba zorlanırdık ne de bütün dünyanın böyle bir yanlışa düşmemiş olurdu.
Bir kere Şucaettin’in bir isim olmadığı, o dönemlerde din adına mertlik, iyilik, yiğitlik yapan kişilere verilen bir unvan olduğunu tarihi az karıştırdığınızda görebilirsiniz. Anadolu’nun pek çok yerinde o devirlerde yaşayan ve benzeri işler yapmış kişiler vardır. Menteşe Beyliği içinde de bu unvanı almış iki bey bulunmaktadır. Bunlardan birisi 1320 ile 1341 yılları arasında beylik yapan Mesut Bey oğlu Şücaeddin Orhan Bey, diğeri ise 1402-1424 yılları arasında Menteşe Beyliği idaresinde bulunan Mehmet Bey oğlu Şücaeddin İlyas Bey’dir. Yani bu ikisinin dışında Menteşe Beyliği’nde unvanları Şücaeddin olan başka bir bey bulunmamaktadır. Yani Kurşunlu Camisini yaptıranın Menteşe Beylerinden Esseyyid Şucâeddîn Bey olarak telaffuz edilmesinin tarihte ne bir dayanağı ne de akla uygun bir yanı bulunmamaktadır.
O zaman camiyi yaptıran Esseyyid Şucaettin kim diye sorguladığımızda Anadolu’da o dönemler çokça örneğini gördüğümüz üzere dine iyilik yapan, hayır sahibi biri olduğunu söyleyebiliriz. Mezarı da o yine o zamanlar çokça örneği olduğu gibi cami bahçesinin bir kenarında bulunmaktaymış. Hatta 1902 yılında mezar taşının yazılarının zamanla kaybolmasından endişe eden Muğla eşrafından Şerif Efendi, Müderris İbrahim Ethem Efendiden yardım isteyerek mezar taşının silinmeye yüz tutmuş yazılarını zambak yapraklarıyla temizlemek suretiyle okuyup yenilemişler. Üzerinde: ‘Baniihazel camiişerif Esseyid Şücaeddin 899’ yazmaktadır. Yani Muğla’nın bu en merkezi, en ferah camisi olan Kurşunlu Camini yapanın bir Menteşe Beyi değil, Esseyid Şücaeddin olduğu orada o mezarın taşında yazılı şekilde yıllarca durmuş. Baş ucundaki nar ağacı da buna şahit.
Ancak şimdi nerede o nar ağacı ve mezar derseniz de cevabı yine Muğla Valiliğinin 1999 yılında yayınladığı Ali Rıza Hakses Hocamızın Menteşe Büyükleri kitabından ve o devirlere ait akademik çalışmalardan öğreniyoruz
O mezar ve nar ağacı o meşhur valimiz Recai Güreli döneminde nakledilmek suretiyle yerinden kaldırılıyor ve sonrası tam bir muamma. Sadece o mezar değil, Muğla şehir merkezi içinde irili ufaklı tam dört mezarlık, yerlerinden imar çalışması adı altında sökülerek Hamursuz’ da yapılan yeni mezarlığa naklediliyor ama nasıl?
Muğla’nın geçmişte unutulmaz vali diye adlandırılan ve 1936-1939 yılları arasında dönemin hükümeti tarafından özel olarak gönderildiği söylenen M. Recai Güreli’nin şehirde gerçekten üç yıl içinde dolu dolu işler yaptığını en başta sevgili merhum kardeşimiz Selahattin Sapmaz’ın kazandırdığı kitaptan okumuştum. Tekrar okudum. Aynı zamanlı bir de yine ona yakın dönemde (1938-1948) yılları arasında Muğla’da müftülük yapan ve daha sonra Diyanet İşleri Başkanlığı da yapan merhum Ali Rıza Hakses’ in, Muğla Valiliği tarafından 1999 yılında basılan Muğla Menteşe Büyükleri kitabını okudum. Sonra yine o yıllara dair yapılan akademik çalışmalara göz attığımda gördüm ki Muğla Cumhuriyet tarihinde belki de en hummalı çalışmalar yapılan dönem diye adlandırılan o dönemde, kötü niyetli olmasa bile tarihi ve kültürel mirasa dair pek çok eser ya tahrip edilmiş ya da kaybolmuştu.
Kaybolan onca mezar; kırılan, tahrip olan onca mezar taşları ile şehrin hafızası yok olmuş adeta.
Bu yüzden ‘Aman’ şimdi olsun öyle yapmayın derim! Çalışın, düzenleyin, ama dilsizleri de sessizlikleriyle konuşanları da duyarak yapın yapacaklarınızı. Düzenleme adı altında her şeye rağmen canlılığını koruyan nicelerinin yaşam hakkını, aman ha görmezden gelmeyin! Şehirler hafızalarıyla, tarihleriyle, kültürleriyle, ağaçlarıyla, meydanlarıyla nefes alır, konuşurlar.
Telafisi mümkün olmayan işlerden kaçınarak, benzer hataları tekrarlamayarak, ders alarak ve en önemlisi torunlarımızın da haklarını gözeterek atalım adımlarımızı.
Bu konu uzun ama yerimiz dar. Haftaya devam ederiz inşallah.
Erdal ÇiL.
