Hakan Özen

Tarih: 25.01.2026 16:57

Kilimin Motifleri: Devlet Aklı mı, Toplumsal Hafıza mı?

Facebook Twitter Linked-in

Türkiye, siyasi tarihinin en alışılmadık ve sembollerle yüklü dönemlerinden birinden geçiyor. MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin, Abdullah Öcalan tarafından gönderilen hediyeyi “27 Şubat 2025 Barış ve Demokrasi Kilimi” olarak isimlendirip kamuoyuyla paylaşması, sıradan bir siyasi hamlenin çok ötesinde stratejik anlamlar taşıyor. Ancak bu kilimin dokusunda sadece yün ve boya değil; otuz yılı aşan bir mücadelenin, vatanın bekası için ödenen ağır bedellerin ve sönmeyen ocakların sızısı var.

Bir yanda "Artık analar ağlamasın" diyerek, “Terörsüz Türkiye süreci ve toplumsal barışın inşasını sağlayacağız” hedefinde olan bir “Devlet Aklı” var diğer yanda evladını toprağa vermiş, uzuvlarını vatan savunmasında bırakmış ve bayrağa sarılı tabutların ağırlığını hala omuzlarında hisseden bir "Millet Vicdanı" duruyor. 

Türk devlet geleneği, bekasını korumak adına tarihin her döneminde en zorlu hamleleri yapma iradesini göstermiştir. Bugün atılan adımları da bu iradenin bir yansıması, geleceğin huzur iklimini inşa etme çabası olarak okumak mümkündür. Ancak iktidar mensupları ve ittifak ortağı tarafından bugüne nazaran çok farklı bir strateji ve söylemle teröre en ağır darbenin indirileceği ifade edilirken, bu denli kısa sürede ne oldu da PKK’yı ve örgütün kurucusu terörist başı, terörsüz Türkiye sürecinin aktörlerinden biri durumuna gelmiştir? Türk milleti bugün şu sorunun cevabını arıyor: Bu bir barış köprüsü mü, yoksa hatıraların zedelenmesi mi? İletişim biliminde "Bilişsel Çelişki" olarak adlandırılan bu durum, toplumun bir kısmında anlamlandırma çabasına, bir kısmında ise derin bir rahatsızlığa yol açıyor.

Milliyetçi hareketin liderliği tarafından bu sembolün sahiplenmesi, siyasal iletişim açısından "tabu yıkıcı" ve riskli bir hamledir. Devletimizin bekası adına bu riski üstlenen iradeye saygı duymakla birlikte, toplumsal barışın bir hediyeleşme üzerinden değil, adaletin ve hakikatin tam tecellisiyle inşa edileceğini de unutmamak gerekiyor. Kilim, Anadolu kültüründe dili olmayan bir anlatıdır. Her düğüm bir duyguyu, bir tarihi temsil eder.

Şehit kardeşi bir Gazeteci vakarıyla ifade etmeliyim ki; canlarını devletimizin bekası ve vatanımızın bölünmez bütünlüğü için siper eden şehitlerimizin aileleri ve gazilerimiz de bugün bu süreci büyük bir hassasiyetle sorgulamaktalar. Bu sorgulama devlete bir başkaldırı değil, aksine verilen mücadelenin meşruiyetine ve dökülen her damla kanın kutsiyetine duyulan sadakatin bir gereğidir. Eğer bu kilim "Barış" olarak adlandırılacaksa; o düğümlerde şehit annelerinin rızasının, o renklerde gazilerimizin hakkının korunup korunmadığı, toplumun vicdan terazisinde tartılacaktır.

Barış, en az vatan savunması kadar cesaret ve dikkat isteyen bir süreçtir. Kalıcı bir huzur zemini, toplumun bir kesimini, özellikle de bu vatan için en ağır bedeli ödeyenleri ihmal edilmiş hissettirerek kurulamaz. İletişim modelleri bizlere net bir şekilde gösteriyor ki; alıcının, yani halkın ikna olmadığı hiçbir mesaj, kaynağın yani siyasetin beklediği etkiyi yaratmaz.

Türkiye, terörle mücadelesindeki tartışmasız haklılığından ve şehitlerinin onurundan taviz vermeden yeni bir yol arayacaksa; bu yolun taşları sadece siyasi demeçlerle değil, toplumsal bir helalleşme ve ortak bir gelecek vizyonuyla döşenmelidir. Devletimizin her daim yanındayız ve bekası için atılan adımları önemsiyoruz; ancak bugün "Barış Kilimi" denilen o sembolün yarın toplumsal bir fay hattına dönüşmemesi için, milletin sinesindeki o sarsılmaz vatan sevgisiyle ve şehitlerin aziz hatırasıyla uyumlu bir dil inşa edilmelidir.

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —